Çıkılı uytun M. (Araştırmacı), Eren koçak E., Nemutlu E., Eylem C.
Otizm Spektrum Bozuklukları (OSB), sosyal ilişki ve iletişimde zorluklar ve tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, yaşamın ilk yıllarında başlayan ve sıklığı son yıllarda giderek artan nörogelişimsel bir bozukluktur. OSB ‘nin nedeni olarak özellikle genetik faktörlerin etkili olduğu, çevresel birçok risk faktörünün etkisinin düşük olduğu, ancak serebellum hasarının OSB ile ilişkisinin oldukça yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu veriler, serebellumun temel sosyal işlevlerde rolü olabileceğini düşündürmektedir. OSB’nin gelişimi için önemli bir duyarlılık döneminin doğum sonrası ilk yıllar olduğu ve deneyimin de bu dönemde belirleyici bir rol oynadığı öne sürülmektedir. OSB’ye benzer bir klinik tablo, erken dönemdeki yoksunluk yaşantıları sonucu görülmektedir. Yaşamın erken döneminde yaşanan sosyal ve/veya duyusal yoksunluğun epigenetik değişikliklere yol açabilecek çevresel bir risk faktörü olabileceği ve sosyal eksikliklere yol açabileceği yapılan çalışmalarda değerlendirilmiştir. Özellikle yakın zamanda yaşanan Covid-19 salgınında, ebeveynlerin yaşadıkları psikolojik problemler ve karantina gibi süreçler nedeniyle nörogelişimsel bozuklukların görülme sıklığının arttığı hem klinik gözlemler hem yapılan araştırmalarda bildirilmiştir. Erken yaşam stresinin etkileri sonucu oluşan anormal sosyal davranışların, erken müdahale ile düzelebileceği de öne sürülmüştür. Bu da erken müdahalelerle daha iyi sonuçlar alındığı bilinen otizm gibi nörogelişimsel bozukluklara benzer görünmektedir. Bu nedenle erken yaşam stresi ve nörogelişimsel bozukluklarda erken müdahaleye benzer etkiler yaratabileceği düşünülen çevresel zenginleştirme müdahaleleri modelleri, OSB’de kısıtlı sayıda çalışmada oluşturulmuş ve araştırılmıştır.
Otizmin altında yatan çok sayıda genetik ve çevresel faktöre rağmen, bu faktörlerin birbirleriyle ilişkisi net olarak bilinmemekte, ayrıca bu hastaların prognozunda ve tanısında kullanım için güvenilir biyobelirteçlerin mevcudiyeti, karşılanmamış ihtiyaç olmaya devam etmektedir. Bu amaçla nörogörüntüleme, gen testi, transkriptomik, proteomik ve metabolomik gibi çoklu yaklaşımlar kullanılmakta ve bu alanlarda ilerleme kaydedilmektedir. Proteomik, hücrelerde ve dokularda protein ekspresyonunun geniş ölçekli bir çalışmasıdır. Klinik durumların biyolojisini incelemek için güçlü bir araçtır ve diğer yöntemlere kıyasla dinamik fizyolojik süreçleri daha iyi yansıtabilmektedir.
Bu verilerden yola çıkarak araştırmamızda, daha önce sosyal ilişki bozukluklarında etkisi olduğu gösterilmiş olan farelerde erken yaşam stresi modelinin OSB benzeri belirtilerle ilişkisinin araştırılması, OSB modeli olarak kullanılmakta olan VPA modeli ile serebellumda protein ifadeleri üzerine etkileri açısından karşılaştırılması ve bu modellerde çevresel zenginleştirme müdahalelerinin, davranışsal ve proteomik değişiklikler üzerine etkisinin araştırılması hedeflenmiştir.